ENFLASYON GİRDABINDAKİ TÜRKİYE
- Çiğdem ÇELİK

- 16 Kas 2025
- 3 dakikada okunur
Enflasyon artık grafiklerden, raporlardan çıkıp insanların sofrasına, ruhuna, ilişkilerine ve geleceğine çöken bir gerçekliğe dönüştü. Bu durum; güveni aşındırıyor, toplumu yoruyor ve umutsuzluğa sürüklüyor.
Gelir Erozyonu
Fiyat etiketlerindeki artışın getirdiği ilk etki cüzdanlarda görülse de, enflasyonun yıkıcı gücü; bireysel umudu tüketerek aile yuvasındaki huzuru yok eden bir felakete dönüşüyor.
Satın alma gücü eriyor; aynı maaşla her ay daha az şey alınabiliyor.Sabit gelirliler bir anda yoksullaşırken; spekülatif kazanç sağlayanlar ve borçlular avantajlı hale geliyor.Eşitsizlik derinleştikçe yoksulluk daha da büyüyor.
Tasarruf etme alışkanlığı çökerken, insanlar parasının değerini korumak için dövize, altına, gayrimenkule, dayanıklı mallara yöneliyor.Banka tasarrufları güvenli liman olmaktan çıkıyor.
Bu tablo, yaşam standardının düşmesine yol açıyor.Tatil, spor, kültür-sanat, kaliteli eğitim, sağlıklı gıda…Hepsi birer “lüks” kategorisine kayıyor.İnsanlar artık “yaşamayı” değil, sadece “hayatta kalmayı” planlıyor.
İşletmeler: Fırtınalı Denizlerde Yol Almaya Çalışıyor
Enflasyon işletmelerin de ayarını bozuyor. Belirsizlik, Türkiye ekonomisinin yeni adı.
İşletmeler fiyatlarını belirleyemiyor, maliyetlerini hesaplayamıyor, geleceği kestiremiyor.Bu ortamda kimse uzun vadeli yatırım yapmak istemiyor; üretim yerine kısa vadeli kazançlar öne çıkıyor.
Hammadde maliyetlerine yetişemeyen firmalar kaliteyi düşürüyor, gramajı küçültüyor.Vatandaş aynı paraya daha az mal alırken, görünmez bir vergiyi daha ödüyor.
Üretimi sürdürebilmek bile her geçen gün daha fazla sermaye gerektiriyor.
Makroekonominin Çatırdayan Temelleri
Kur artışı, faiz baskısı, azalan yatırım iştahı, yavaşlayan büyüme…Enflasyon ekonomiyi taşıyan kolonları birer birer zayıflatıyor.
Döviz yükseldikçe ithalat pahalılaşıyor; bu hem üretim maliyetlerini hem de iç pazarı zorluyor.Yatırımlar azaldıkça büyüme potansiyeli düşüyor. Yeni yatırım olmadığı gibi, olanlar da ayakta kalamıyor. Belirsizlik ekonomiyi yerle bir ediyor.
Toplumsal Güvenin Kaybı ve Ahlaki Erozyon
Enflasyon, bireylerin sadece cebini değil, ruhunu da bozuyor.
Gelir adaletsizliği derinleştikçe insanlar adalet duygusunu kaybeder.Fiyatların sürekli değişmesi ve ekonomik karmaşa, devlete, yöneticilere ve hatta birbirimize olan güveni sarsar.
Kolay yoldan kazanma normalleşirken, alın terinin değeri düşüyor.Ahlaki zeminde görünmez çatlaklar oluşuyor.
Temel Hakların Erişimden Çıkışı
Barınma hakkı ağır bir baskı altında.Kira ve konut fiyatları hızla yükselirken birçok insan şehir dışına itiliyor, ev bulmak bile bir mücadeleye dönüşüyor.
Sağlık hizmetlerine erişim zorlaşıyor.İlaç fiyatları, muayene ücretleri, tetkikler…Bir hastalık bile aile bütçesini sarsıyor.
Eğitimde fırsat eşitliği bozuluyor; nitelikli eğitim parası olanın hakkı haline geliyor. Eğitimin sosyal asansör işlevi kayboluyor.
Gençler umutsuzluğa kapılıyor.Ülkesi onlara bir gelecek sunamadıkça, bavullarını doldurup yurtdışının kapısını çalıyor.Borç ve çaresizlik, bazen yaşam içgüdüsünün önüne geçerek, en son ve en trajik çareye, yani intihara yol açabiliyor.
Kültür ve Sanatın Sessiz Çöküşü
Kültür-sanat faaliyetleri hane bütçesinde ilk kısılan harcamalar oluyor.Tiyatro, konser, sinema, atölye, sergi…
Sanatçılar artan maliyetler karşısında ayakta kalmakta zorlanıyor; mekanlar tek tek kapanıyor.Toplum entelektüel olarak yoksullaşıyor; eleştirel düşünme ve estetik duyarlılık giderek geriliyor.
Ülke kültürden uzaklaştıkça, geriye yalnızca gürültü ve beton kalıyor.
Sonuç: Yoksullaşan Sadece Ekonomi Değil, Yaşamın Ta Kendisi
Bugün Türkiye’de enflasyon;sadece fiyat etiketlerini değil,toplumsal huzuru, geleceğe inancı, çalışma onurunu, dayanışma duygusunu ve ruh sağlığını erozyona uğratan çok katmanlı bir afete dönüşmüş durumda.
Tam da bu yüzden Süleyman Demirel’in yıllar önce söylediği sözler, enflasyonun toplumsal ve ahlaki etkilerini çok iyi ifade etmektedir;
"Enflasyon sadece pahalılık olayı değildir. Ahlakı bozar, borcu olan borcunu ödemez, alacağı olan alacağını alamaz. Hırsızlıktan, soygundan, fuhuşa kadar hemen hemen bütün yolları açar. Toplumun içini bozan bir olaydır. Onun için Batılılar, enflasyona 'bir numaralı halk düşmanı' derler, 'tek kollu canavar' derler. Esas enflasyon devletleri yıkan bir olaydır, milletleri içinden bozan bir olaydır."
Bugün yaşadığımız tam olarak budur.
Bu ülkenin insanlarının isteği lüks değil;onurlu bir emek, erişilebilir sağlık, adil bir gelir dağılımı, güvenli bir gelecek ve biraz huzur.
Türkiye’nin yeniden nefes alması için ihtiyaç duyduğu şey,herkes için insanca adil bir yaşamdır.



Yorumlar