top of page

Roman Olmak

Bir kimlik, bir yazgı, bir direniş biçimi üzerine


Roman olmak, yalnızca bir etnik kimliğe sahip olmak değildir; bu, aynı zamanda tarih boyunca bastırılmış bir hikâyenin taşıyıcısı, sürülmüş bir hafızanın yoldaşı olmak anlamına gelir. Roman olmak, bazen görünmeden yaşamak zorunda kalmaktır. Bazen ise tüm renklerinle görünür kılındığında, sırf o renklerden ötürü dışlanmak demektir.


Bizler Romanları genellikle müzikle, neşeyle, dansla özdeşleştiririz. Oysa bu neşe, çoğu zaman hayatta kalma stratejisinin kılık değiştirmiş hâlidir. Roman olmak, yoksulluğa rağmen kahkaha atabilmek, dışlanmaya rağmen sokağı sahiplenmek, hor görülmeye rağmen kendi sesini kurabilmektir. Ve çoğu zaman, bu sesin duyulmadığını bilerek yine de konuşmaya devam etmektir.


Romanlar, yüzyıllardır kimlikleriyle sınanıyor. Ne tam içeri alınıyorlar, ne de tamamen dışlanıyorlar. Sistem, onları ihtiyaç duyduğu ölçüde folklorik bir süs olarak kullanıyor; gerisi ise yok sayılıyor. Oysa Romanlık bir “renk” değil, bir “varoluş”tur. Neşenin, direncin, dayanışmanın ve kendine özgü bir estetiğin adıdır.


Bugün hâlâ birçok Roman çocuk, eğitim sisteminde önyargılarla mücadele ediyor. Birçok Roman aile, barınma, istihdam ve sağlık alanlarında ayrımcılığa uğruyor. Ve ne yazık ki, tüm bunlar görünmez kılınmaya devam ediyor. Roman olmak, bazen bir coğrafyada, bazen bir okul sırasının köşesinde, bazen bir iş görüşmesinde ‘öteki’ olmak demektir.


Ama Roman olmak aynı zamanda, onca dışlanmışlığa rağmen yaşamı sevmek; varlığını inkâr eden bir dünyada bile kendi şarkını söylemek demektir. Roman olmak, tarihin kıyısında değil, merkezinde bir yerin hakkını savunmaktır.


Bu yüzden bugün, Roman olmayı sadece bir “kimlik” olarak değil; bir mücadele biçimi, bir kültürel zenginlik ve bir insanlık durumu olarak konuşmalıyız. Roman olmak, hepimize ait bir hikâyenin parçasıdır. Ve bu hikâye, daha adil, daha eşit ve daha renkli bir dünya için yazılmaya devam edilmelidir.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page